06 Ocak 2009 Salı

BARIŞ İÇİN SAVAŞ

06 Ocak 2009 Salı
HAMAS

Başta, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nin terör örgütü ilan ettiği, Birinci İntifada(*) olarak adlandırılan, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde, İsrail işgaline karşı başlatılan Filistin ayaklanması öncesinde, daha 1987'de kurulan, hem siyasi hem de askeri hatta bir de sosyal kanadı bulunan Hamas, Filistinliler için mücadele veren, askeri alanda değil ama sosyal hayatta kazandığı başarıları siyasi alana tahvilde gösterdiği maharet ile benzeri örgütlere ilham kaynağı olan paramiliter bir örgüttür.

Hedefi

Örgüt’ün kısa vadedeki hedefi: “İsrail'i tüm işgal topraklarından çıkarmak”, olmakla birlikte uzun vadedeki hedefi ise şu an büyük bir bölümü 1948'de kurulan “İsrail Devleti’nin sınırları içinde yer alan bir İslam devleti kurmak”tır.

Hamas, Filistin’de geniş bir toplumsal tabana dayanarak elde etmeyi planladığı siyasi iktidarı üzerinde, İsrail’e karşı önce askeri sonra siyasi başarı kazanmayı hedeflemektedir.

Politikaları

Hamas’ın amacına ulaşabilmek için takip ettiği politikalar siyasi ve askeri olarak ikiye ayrılabilir.

Siyasi politikaları içerisinde ilk başta Filistin’de toplumsal sempatiyi elde ederek Filistin halkının desteğini arkasına alabilmek ve bu desteği siyasi desteğe çevirerek, Filistinlilerin tümünü çatısı altında birleştirmekle birlikte, Filistinlilerin geleceği hakkında tek söz hakkına sahip olan örgüt haline gelip, Filistin’de tek başına iktidara hakim olabilmektir.

Hamas, İsrail karşısında olan niha-i amacına ulaşabilmek için silahlı mücadeleyi benimseyen, militan bir örgüttür. Hamas, sahip olduğu paramiliter yapılanmayı İsrail karşısında, vazgeçilmez politik bir araç olarak kabul etmektedir.

Hamas, Filistinliler arasındaki desteğini arttırarak, Filistinlilerin tümünü çatısı altında birleştirmek amacıyla hakimiyeti altındaki yerlerde, açlık ve sefalet içerisinde, tüm kamusal hizmetlerden mahrum olarak yaşamak zorunda kalan Filistinlilerin ihtiyaç duyduğu altyapı ve sosyal hizmetlerine ağırlık vererek Filistin toplumunun sempatisini elde edebilmek ve sonuçta bu sempatiyi siyasi desteğe tahvile yönelik başarılı çalışmalarda bulunmaktadır. Bu şekilde,

Hamas toplumsal tabanını koruyabilmek ve büyültebilmek amacıyla bir kısım faaliyetlerini okul, hastane ve camiler gibi toplum yararına, kamusal hizmetlere vakfederken, siyasi kanadıyla Filistinlilerin kaderini elinde tutmakta ve niha-i amacına yönelik olarak İzzettin el Kasım Tugayları adıyla İsrail’e karşı, hedefine ulaşabilmek uğrunda askeri zafer kazanabilmek amacıyla İsrail topraklarındaki, sivil ve askeri birimlere, intihar saldırılarına varan silahlı eylemler düzenlemektedir.

Başarıları

Hamas, sistemli ve disiplinli siyasi ve askeri örgütlenmesi, toplum yararına çalışmaları, Filistin’in kurtuluşu yolunda kendi başına yüklendiği misyona uygun net ve açık tavizsiz politikaları neticesinde Filistin halkının büyük kesiminin desteğini almaktadır. Bu nedenle, Hamas, daha ilk kez katıldığı genel seçimlerde Filistin Hükümeti’ni kurabilecek sayıda milletvekili çıkaracak kadar başarı sağlayabilmiştir.

Filistin parlamento seçimlerine katılma kararı, Hamas için bu güne kadar takip ettiği politikalar içerisinde sonuçları açısından kendisi için almış olduğu kararların, en başarılı olanı addedilmektedir.

Seçimler öncesinde Filistin yönetiminde artık değişim zamanının geldiğine inanan seçmenlerin oyunu almayı hedefleyen Hamas, Filistin siyasetinde artık yolsuzluklara son vereceğini iddia ederek seçimlere girmiş ve başarılı olmuştur. Hamas’ın seçim dönemindeki kampanyası, tamamen İsrail'in Gazze'den çekilmesi üzerine kurulmuş idi.

Hamas’ın Oslo Barış Sürecini Ortadan Kaldırması

On yıldan fazla süren görüşmeler neticesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin çabalarıyla varılan Oslo anlaşması, İsrail'in Filistin topraklarından çekilmesi karşılığında Filistinlilerin, İsraillilerin güvenliği konusunda garanti vermesi temeli üzerinde bir anlaşmayı öngörüyordu.

Hamas bu anlaşmaya karşı çıkan ve tanımayan örgüt olarak adını ilk kez İntifa’dan sonra duyurmaya başladı. Hamas, Arafat döneminde Filistin Yönetimi'nin kendisine uyguladığı tüm baskı ve önlemeye ve dahi İsrail'in sayısız operasyonlarına karşın, intihar saldırılarıyla, barış ve huzuru arayan Filistinliler için güvenli bir gelecek öngören, Oslo Barış Süreci’nin hayata geçirilmesini sabote etmeyi başarmıştır. Bu silahlı saldırıların bazılarında İsrail’in altmıştan fazla vatandaşını dahi kaybettiği olmuştur.

Hamas’ın Oslo Barış Süreci’ne karşı tutumu, İsrail iç siyaseti içindeki dengeleri de değiştirmiş ve sonuçta Oslo Anlaşması’na karşı çıkan sağcı İsrailli lider Benyamin Netanyahu, iktidara getirilmiştir. Böylece Hamas’ın takip ettiği silahlı saldırgan tutum sebebiyle, İstail’de sertlik yanlıları başarı kazanmıştır.

Sonuçsuz 2002 Camp David Görüşmeleri ve Hamas’ın Filistin’deki İktidarı’nın Temelleri

Bill Clinton'ın girişimiyle 2000 yılında yapılan Camp David görüşmelerinde sonuç alınamamasının ardından başlayan İkinci İntifada’dan sonra Hamas, gücünü doruğa çıkardı. Hamas’ın silahlı eylemleri neticesinde, kendileri gibi İslamcı olmayan Filistin Yönetimi'ni de yıpratan, silahlı saldırıları başladı. Sonuçta,

Hamas’ın politikaları tüm Filistinlilerin hayatını olumsuz yönde etkiledi ve saldırılar sonucu o zamanki Filistin hükümeti çok zayıfladı ve Filistinlilerin yaşamsal altyapıları tamamen çöktü. İşte Hamas’ın bu dönemde çöken altyapılar yerine hastaneler, okullar ve ibadethaneler açma şeklinde, yoğun biçimde kamusal alanda faaliyetlerine girişmiş ve bir yandan da Filistin Yönetimi'ni, pasif kalmak ve yolsuzluk iddialarıyla suçlayarak, sürdürdüğü başarılı propaganda çalışmalarıyla da Filistinliler için umut haline gelebilmiştir.

Hamas bu arada, İsrail ile işbirliği yapmakla suçladığı bazı Filistinlileri katletmekten kesinlikle imtina etmemiştir; hatta, "Ahlaksız” ve “Dine aykırı” davranışlarda bulunmakla suçladığı Filistinlileri, kendi iddialarına göre islam hukukuna göre gerçekte ise bilinen Hamas yöntemleriyle, cezalandırmış ve böylelikle Filistin’de, baskı ve korku yaratarak altarnatifsiz yegane siyasi ve askeri oluşum haline gelebilme yolunda kendi politikalarına olan muhalefeti büyük ölçüde bastırabilmiştir.

Hamas’ın takip ettiği politikalar sonucunda bu gün gelinen noktada Filistinlilerin çoğu, Hamas'ın başlattığı ve devam ettirttiği intihar saldırılarını dahi haklı ve meşru kabul edebilmektedir. Hamas'ın İsrail vatandaşlarına olan silahlı veya silahsız eylem ve saldırıları, İslami Cihad, El Aksa Şehitleri Tugayı ve PKK tarafından örnek alınmaktadır.

Filistinlilerin bugün çoğunluğu tarafından bu silahlı saldırılar, "Şehadet saldırıları" olarak meşru ve İsrail karşısında verdikleri şehitlerinin ve İsrail’in işgali altında bulunan topraklarda inşa ettiği yerleşim birimlerinin, "intikamı" olarak addedilmektedir.

Hamas'ın Var Olması Filistin İsrail Çatışmasının Devam Etmesine Bağlıdır

Filistinli guruplar içerisinde silahlı saldırıların devamından yana olan örgüt yalnızca Hamas’tır.
Hamas, işgal sürdükçe İsrail'le kalıcı bir ateşkese karşı olduğunu, kesin bir dille söylemektedir. Filistin’de faaliyet gösteren diğer bütün örgütler Filistin İsrail barışının görüşmeler yoluyla iki taraf halklarına her hangi bir zarara gelmeksizin çözülebileceğine inanmaktadırlar.

Hamas’ın militan eylemlerinin devamı İsrail iç politikasını doğrudan etkilemekte ve İsrail’de sertlik yanlılarının başarı kazanmasına sebep olmaktadır. Bu, Hamas'ın Filistinlilerin geleceği ve güvenliği açısından olumsuz sonuçlar doğuran politikalarından sadece bir tanesidir.

Yeni Başlayan Savaş Bir İsrail – Filistin Savaşı Değil fakat Bir İsrail - Hamas Savaşıdır.

Hamas, İsrail ile arasında olan ateşkesi 2008 Aralık ayının sonunda İsrail topraklarına ve yerleşim birimlerine silahlı saldırılar yaparak bozmuştur. Bu durum İsrail’in Hamas’a yaptığı ihtarla verdiği kırksekiz saatlik mehil dolmadan, mukabil hava saldırısıyla karşılık bulmuştur. İsrail hava saldırısını müteakip karadan Hamas’a karşı kara savaşı başlatmıştır. İsrail’in Gazze’de ilerlemesiyle birlikte İslam Dünyası’nda infial ortaya çıkmıştır. Bu infial, İsrail'in çok dar ve yoğun Filistin nüfusuna sahip Gazze Şeridi'nde halkın arasına mevzilenmiş Hamas gerillalarına karşı verdiği mücadelede hayatını kaybeden masum sivillerin Dünya basınına dağıtılan içler acısı fotoğraf ve video görüntülerinin ortaya çıkmasıyla, doruk noktasına ulaşmıştır. Bu durum, Hamas'ın ateşkesi tek yanlı bozarak, İsrail'e saldırması üzerine, İsrail'in uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak Gazze'den gelen Hamas'ın yoğun silahlı saldırısına yönelik kendi vatandaşlarının can güvenliğini korumak ve toprak bütünlüğü savunmak amacıyla başlatmak zorunda kaldığı bir karşı saldırı olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesine sebep olmuştur. Bu infialin İslam Dünyası dışında da ortaya çıkmasına ve büyük yankı bulmasına, Filistin yanlısı gurupların İsrail'in kanlı saldırılarının, Hamas'ın daha önce ateşkesi bozarak başlattığı, tek yanlı saldırısına olan bir karşılık değil de ortada hiç bir neden yok iken, İsrail'in doğrudan Filistinlilerin toptan yok edilmelerine yönelik bir katliam/soykırım başlattığı yönünde yaptıkları başarılı propagandalar, yardımcı olmuştur. İsrail, daha saldırı başlamadan Filistin Halkı'nın zarar görmemesi için elinden gelen önlemi, almaya büyük gayret etmiştir. Çatışmaların safhaları tetkik edildiğinde ortada Filistin - İsrail savaşı olmadığı aksine savaşın Hamas ile İsrail arasında cereyan ettiği kolayca tesbit edilebilmektedir.

Hamas’ın Benzeri Örgütere Örnek Olabilecek Uygulamaları

Hamas, toplumsal taban bulabilmek ve İsrail karşısında diğer Filistinli örgütlerden daha fazla İslam Dünyası’nın desteğine sahip olabilmek amacıyla dini hem iç hem de dış politikasında bir faktör kabul etmiştir. Siyasi ve askeri hedeflere ulaşılmasında, İslam Dini, Hamas’ın hem Filistinliler hem de İslam ülkeleri ve halklarının gözünde meşruiyet ve sempatisini, diğer Filistinli örgütlere nazaran daha fazla arttırmıştır. Parti’nin işlem ve eylemlerinde, bir doktrin olarak kabul ettiği İslam Dini, Hamas’ın Filistinliler ve İslam Dünyası’ndaki popularitesinin, kesintisiz devamiyetinin en büyük sebebidir. Hamas’ın partinin resmi ideolojisi olarak İslami Dini’ni kabul etmesi ve dini politik, askeri ve uluslararası arenada bir motive olarak kullanması, konumu ve geleceği açısından, kesinlikle başarılı bir tutumdur. Bu tutum, bölgede ve çevre ülkelerde, faaliyette bulunan benzeri yapılanmalar tarafından adapte edilebilir bir özelliktir. Yakın gelecekte dini, politik veya militer çalışmalarında belirleyici ve yol gösterici olarak kabul etmemiş, siyasi veya militan diğer örgütler ki bunların arasında PKK da bulunmaktadır, artık kendi eylem ve işlemlerinde, din olgusuna, daha fazla toplumsal taban ve meşruiyet sahibi olabilmek adına siyasi ve militer çalışmalarında bir motive olarak yer vereceklerdir.

Filistinlilerin Durumu

İsrail her ne kadar Hamas’a yönelik bir harekat başlatmışsa dahi yoğun nüfuslu Gazze Şeridi’nde, Filistin halkına zarar vermeksizin bir savaşı sürdürebilmesi mümkün değildir. Filistin halkı iki ateş arasında çaresiz kalmış uzun yıllardır en temel insani ve toplumsal gereklere muhtaç halde yaşayan zavallı bir halktır.

İsrail’in Durumu

İsrail geçen yüzyılda Bulgaristan ile birlikte ortaya konulan en başarılı devlet projesidir. İsrail’in talihsizliği, İsrail gibi örnek bir devletin başarılarından ders alamamış komşulara sahip olmasıdır.

Hamas’ın Yönetim Anlayışı’nın Özü

Hamas, Gazze’de iktidarının devamını sağlayabilmek uğrunda, rakip veya muhalifleriyle açık veya gizli silahlı mücadele etmekte ve kan dökmektedir. Hamas otokratik ve totaliter anlayışı ile hakimiyetinde bulunan yerlerde, politik ve sosyal baskı unsurudur.

Hamas’ın Risk Alabilme Kapasitesi

Hamas, İsrail’e karşı verdiği mücadelede sözcüsü ve tek temsilcisi olduğunu iddia ettiği Filistin halkını, riske etmekten dahi çekinmemektedir. Cami, okul veya hastane olarak işlettiği yerleri karargah ve cephanelik olarak kullanmakta ve bu gibi kamusal alanları militan eylemlere yönelik faaliyetlere hasredebilmektedir. Bu gibi yerlerin önceden istihbaratını alan İsrail’in gerçekleştirdiği nokta atışlarında bu yerlerde zarar gören veya hayatını kaybeden, sivil unsurların görüntüleri vicdanlarda yaralar açmaktadır. Hamas, İsrail’in gerçekleştirdiği bu saldırılar sonucunda hayatını kaybedenlerin görüntülerini, İsrail karşısında ne kadar haklı bir savaş verdiğinin ispatı olması amacıyla, Dünya basın-yayın organlarına sunarak, Filistin ve Dünya kamuoyunun vicdanını Filistinlilerin ve tabi ki kendi muhtemel akıbetlerine kolayca ve yoğun biçimde çekebilmektedir. Hamas hedeflerine varma yolunda, pragmatik olan, her yöntemi adapte etme ve uygulamada başarılıdır.

Diğer Ülkelerin Umulmayan Sessizliği’nin Sebebi Savaşı Hamas’ın Başlatmasıdır

Hamas, kaybedeceğini bildiği bir savaşı Dünya kamuoyunun dikkatini Filistin sorununa çekebilmek ve mücadelesinde ne kadar haklı ve Filistin’in tek temsilcisi olduğunun ispatı için bile bile başlatabilmiştir. Bu amaçla aylardır ateşkes altında hiç olmazsa can derdinde olmadan yaşayabilen Filistinliler, Hamas’ın durup dururken Aralık ayında İsrail topraklarına yönelik tek yanli başlattığı füze saldırısı neticesinde İsrail’in, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak ancak orantısız bir güç kullanarak, Hamas’a yönelik, karşı saldırısı sonucunda, artık daha da çaresiz duruma düşmüşlerdir.

Hamas İktidarı Filistin’deki Ekonomik, Siyasi ve Sosyal Durumun Zorunlu bir Sonucudur

İsrail’in uzun zamandır, kendi güvenliği için, Gazze’de uyguladığı ambargo nedeniyle kısıtlı şartlar altında yaşamak zorunda kalan Filistinliler, sadece İsrail karşısında Flistin için mücadele veren Filistinlilerin askeri ve siyasi gücü değil aynı zamanda kamusal yani bir bakıma devlet faaliyetleri de yürütebilen Hamas’ın Filistin’de iktidarı eline alabilmesine ve idaresine, sıcak bakmışlar ve böylece Filistinliler Hamas’a yaklaşmak ve iktidarını kabul etmek zorunda bırakılmışlardır.

Ateşkesin Sağlanması

Gazze’deki hassasiyetleri sebebiyle İsrail’in hiç bir Arap ülkesinin ne Gazze şeridinde, ne de diğer yerlerde bırakın ateşkesin sağlanmasını, Arapların Filistinlilere insani yardım adı altında, faaliyette bulunmasına dahi olanak tanıması mümkün değildir. Amerika Birleşik Devletleri’nin de Irak’ta aldığı sonuçtan sonra şimdi de Filistin – İsrail sorunu nedeniyle, ne askeri ne de siyasi olarak Gazze’ye doğrudan müdahalede bulunabilmesi, olanaklı görünmemektedir. Kaldı ki ABD'de yönetim değişikliği sebebiyle bir geçiş sürecine yaşamaktadır ki ülkesinde ortaya çıkan ve bu yıl da artacağı belli olan ekonomik durgunluk sebebiyle söz konusu geçiş sürecinin periyodunun uzayacağı malumdur. AB ülkelerinin fiilen Filistin – İsrail çatışmasına arabulucu olarak dahil olması, İsrail’in çıkarlarına aykırıdır. Ateşkes’in sağlanması ancak Türk Hükümeti’nin taraflar arasındaki hassasiyetlere çözüm getirebilmesi oranında başarılı olabilecektir

Ateşkesin Devamı ve İsrail Filistin Barışı’nın Tesisi

Ateşkes Dünya kamuoyunun İsrail’e yönelecek baskıları ve Türk Hükümeti’nin çabaları, neticesinde er ya da geç sağlanacaktır. Ateşkesin devam edebilmesi ancak İsrail ve Filistin halklarının ayrı ayrı, güvenliklerinin sağlanması ve buna ek olarak, Filistin halkının refah düzeyinin, bir daha Hamas veya benzeri örgütlere artık ihtiyaç duyulmayacak düzeye yükseltilebilmesiyle, mümkün olabilir.

Ortadoğu’ya Barışı Getirebilecek Tek Ülke Türkiye’dir

Ortadoğu politikalarında her zaman esas dinamik olan Türk hükümetleri, mevcut hükümetimiz zamanında, her iki kesimin de güvenini sağlayabilmiş olması nedeniyle, Filistin – İsrail münasebetlerinde karar verici duruma gelebilmiştir. Hükümetimizin, İsrail Filistin sorununda takip ettiği politikalar, hem İsrail hem de Filistin’in ihtiyaçlarına cevap verebilmeleri bakımından, başarılıdır.

ÖNERİLER

Acil ve Süreli Öneriler

Ordumuzun ve Kızılay’ın elinde bulunan seyyar fırın ve seyyar mutfaklar hemen Gazze’ye gönderilmelidir.

GATA hemen bünyesinde bulunan savaş cerrahisinde ve anastezide uzman doktorlarından bir kısmını Gazze’de Türk Askeri Sıhhiyesi’nin Hacettepe Tıp Fakültesi ile birlikte kuracağı seyyar hastanelerde görev alması amacıyla görevlendirmelidir.

Sağlık Bakanlığımız, bünyesinde yurdun çeşitli hastanelerinde görev yapan ve tercihen Arapça da bilen genç hemşirelerimizden gönüllü olarak teşkil edilecek hemşire gurubunu hemen Gazze’ye göndermelidir. Bu amaçla Mavi Melekler geleneği tekrar canlandırılmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’mız yine tercihen Arapça bilen (bayan ve erkek) imamlarımızdan oluşturacağı gönüllü misyonlarını, Gazze’de halkın en azından şimdilik en temel, ölüm, nikah, doğum gibi dini ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve Gazze’de toplumsal ve ahlaki düzenin Filistin ve İsrail’in ortak yararına tesis edilip, devamiyetinin sağlanabilmesi bakımından, Gazze Şeridi’ne yollayıp, orada da faaliyete geçmelidir.

Devlet Su İşleri hemen Gazze’de halkın temiz su kullanım ve atık su drenaj sistemlerinin tesisi için bir takım oluşturmalı ve gerekli tüm alet ve edevatları ile birlikte Gazze Şeridi’ne yollamalıdır.

TRT hemen seyyar radyo ve telsiz istasyon kurulması ve işletilmesi amacıyla Arapça da bilen elemanlarından bir kısmını Gazze’ye yollamalıdır. Gazze’de halkın doğru biçimde ve İsrail ile Filistin’in ortak güvenliğine ve geleceğine hizmet ederek enforme edilebilmesine yardımcı olacak yayın ve programlar sunmalıdır.

Toplu Konut İdaresi Gazze’de hemen halkın ihtiyaç duyacağı şekilde ve Filistinli ailelerin yaşam tarzları göz önüne alınarak planlanacak evlerin veya binaların inşasına başlamalıdır.

İş Bankası ve Ziraat Bankası Gazzede birer temsilcilik veya şube açmalıdırlar. Konut ve girişimciler için bireysel krediler uygun faizlerle Filistin halkına sunulmalıdır.

Eğitim ve öğretimi aksamış Filistinli öğrenciler okullarında eğitim öğretim faaliyetleri başlayıncaya kadar Türkiye’ye getirilip muadili eğitim kurumlarımızda kesintisiz öğrenimleri sağlanmalı akabinde Gazze’ye dönmeleri temin edilmelidir. Bu amaçla, Gaze’ye özgü ÖSS dahil -Arapça olarak- parasız yatılı sınavları yapılıp, Gazzeli gençlere eğitim öğretim olanakları sunulmalıdır. Böylece Gazze’de potansiyel militan varlığı eritilirken yakın gelecekte Filistin toplumuna ve İsrail – Filistin barışına katkıda bulunabilecek, Hamas veya benzeri militan örgütlerin propagandalarına kanmayacak aydın bir kuşak yetiştirilebilinir.

Tüm bu geldi-gittilerin kolayca yapılabilmesi için Gazze kıyısına hemen Ofer’e bir liman inşaat izni verilmeli ve TAV’ın bu sefer kendisinin hibe şeklinde inşa edeceği, ileride sivil havacılığın kullanımına açıldığında işletilmesinden elde edilecek gelirlerden alacağının karşılanması karşılığında küçük ama yeterli bir Gazze Havaalanı ve yanıbaşında kurulacak uluslarası büyük bir AVM (Alış Veriş Merkezi) ile birlikte modern bir Hotel inşaatına başlaması için müsade verilmelidir.

Gazze'de kontrolun bu sekilde İsrail'in ve Filistinlilerin daima güveneceği Türk Kamu Kurumları'nın elinde olması demek Filistin ve İsrail'in güvenliğinin emin ellerde olması demektir.

Bu hizmetlere ilişkin harcamalara ait fatura sayın Maliye Bakanımız tarafından tanzim ve imza edilerek, bu güne kadar bu işlerin buralara kadar gelmelerine sebep olan, ABD ve AB ülkelerinin ilgili kurumlarına, iadeli taahhüdlü olarak, UPS veya DHL ile her ay yollanmalı, ulaşıp ulaşmadıkları telefonla aranıp teyid edilmelidir.

Böylelikle her İsrail saldırısının ertesinde yaptığımız kampanyalarla topladığımız ve konvoylar halinde basın yayın organları önünde yolladığımız göstermelik un, yağ şeker ve benzeri mutad yardımlarımızın ötesinde, Filistin ve İsrail'in huzur ve güvenliğinin sağlanmasına olan yürekten inancımızı, tüm samimi his ve duygularlarımızla, Filistinlilerin acılarına ve İsrail - Filistin'in geleceklerine ortak ve her daim, kendilerine savaşta da barışta da, tüm Dünya milletlerinden daha yakın olduğumuzu göstermeliyiz.

Ateşkes'in Ardından Yapılması Gerekenler

Ateşkesin sağlanmasının ardından, Gazze de iç güvenlliğin temini amacıyla, İsrail’in izni Filistinli yetkililerin kabulü ile Türk Jandarması ile Türk Polisi birlikte, görev almalıdır. Aynı zamanda,

Filistin’in kendi iç güvenlik elemanlarını yetiştirilmesi amacıyla, polis okullarımıza ve polis akademilerimize Gazze şeridinde açılacak sınavla parasız yatılı öğrenci alınmalıdır. Altı ay, bir yıl, iki yıl ve daha uzun dönemli eğitimlerini tamamlayan Filistinli güvenlik görevlilerine Gazze’nin güvenliği emanet edilmelidir. Bu sürecin sonuna kadar Gazzze’nin komuta güvenliği, Türk Jandarması’ndan Türk Polisine devir edilmelidir. Daha sonra bu görev, yeni bir anlayışla Türk Polisi tarafından yetiştirilmiş Filistinli özel güvenlik görevlilerine tamamen devir ve teslim edilmelidir.

Tüm bu alt yapı çalışmaları sayesinde Filistin halkının kazanılmasına çalışılmalı ve Filistin'de barış karşıtı militan gurupların barınmasına olanak tanınmamalı, böylece hem Filistin hem de İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve Filistin’in bu şekilde kontrolünün temin edilmesi mümkün kılınmalıdır.

Akabinde, Filistin, İsrail ve Türkiye aralarında bir uluslararası anlaşma imza ederek, kendi vatandaşları arasında bulunan işadamlarına, meslek ve sanat örgüt ve odalarına üye meslek meslek ve sanat erbabına, işçi sendikalarına üye kalifiye işçilere ve tabiki memurlarına söz konusu "Antlaşma Üyesi Vatandaşlar" adı altında ayrı bir üye kimliğiyle, pasaportsuz geçiş hakkı tanımalı; ortak sınır güvenliklerinin tesisi, askeri harcamalarda tasarrufa gidilmesi ve daha etkin ve güçlü sınır korumasının sağlanması amacıyla Antlaşma Ordusu adı altında bir ordu meydana getirip, süreç içerisinde kendi ulusal ordularının yönetimini bu ordunun emir ve kumandası altına sokmalıdırlar.

Bu üç ülke sağlıklı ve büyük bir ekonominin kurulması ve işleyebilmesi için kendi ülkelerinde üretilen malların ve hizmetlerin, serbestçe gümrüksüz geçişine olanak tanıyan hükümleri söz konusu Antlaşma'ya mutlaka koymalıdırlar.

Tüm bu büyük ekonominin daha sağlıklı işleyebilmesi amacıyla, her bir gram altının karşılığında bir yeni lira banknot basıp mal ve hizmetlerin mübadelesini daha kolay ve hızlı yapılabilmesine imkan verebilecek ortak ve yeni bir para kullanımının sağlanması yanında, bu üç ülkenin yeniden inşasına hizmet edebilecek ortak bir Antlaşma Yatırım Merkez Bankası kurulmalıdır.

Bu Antlaşma Ülkeleri'nin oluşturduğu birliğin tek bir merkezden içe ve dışa karşı temsili ve antlaşmanın uygulanabilmesinin ve antlaşmaya uygun yeni genel düzenleyici işlemlerin kararların çıkarılması amacıyla antlaşma üyesi bu üç ülkenin parlementoları tarafından eşit sayıda seçilecek antlaşma vatandaşı olanlardan müteşekkil bir Senato ve yanında Antlaşma hüvviyeti taşıyan vatandaşlarca doğrudan seçilecek parlementosu hemen faaliyete geçirilmelidir. Diğer yandan, antlaşma vatandaşları doğrudan bu Senato’nun ve Parlemento’nun ihdas edeceği tüm genel düzenleyici işlemlerin ve alacağı kararların uygulanabilmesi için bir ortak Üst Yönetim Kurul'u seçmelidir.

Tüm bu Antlaşma Ordusu, Antlaşma Merkez Bankası, Antlaşma Yönetim Üst Kururulu, Antlaşma Senatosu ve Antlaşma Parlementosu’nun faaliyetlerinin, Antlaşma hüküm ve koşullarına uygun olup olmadığını denetleyecek ve antlaşmaya karşı gelen veya aykırı davrananları yargılayabilecek bir Üst Mahkeme, Antlaşma Vatandaşları tarafından doğrudan seçilip, tesis edilmelidir.

Dünya’nın en eski coğrafyasında tarihin tarihin onlar için en zon zamanlarında bir araya getirdiği bu üç genç devlet ve onların her zaman farklı olmuş asi ve idealist genç insanları geleceklerini başka yerlerde değil ortak bir çatı altında yer alacak bu yukarıda önerdiğim kurumlar dahilinde aramalıdırlar.

Bu üst yapı yani Antlaşma Devleti, ilk başta Lübnan, Ürdün, KKTC ve GKRY’’nin kendisine katılması için resmi davet yapmalıdır. İkinci aşamada Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’la birlikte, Bulgaristan, Makedonya ve Arnavutluk’a davetiye çıkarılmalıdır. Bu yapı Antlaşma şartlarını kabul edebilecek mesela Ukrayna gibi diğer komşu devletlerin katılımına her zaman açık olmalıdır.

İran’ın kaygılarını giderebilmek ve İran gibi büyük ve güçlü bir devletin hışmının yerine parasının çekilebilinmesi için Trabzon ve İskenderun limanlarının, İran’ın kendi bankalarından sağlayacağı finansmanla silbaştan yeniden en güzel şekilde kurulması veya modernize edilmesi şartı ile en az elli yıl işletilmeleri için İran’lı bir veya bir kaç şirkete verilmesi uygun olabilir.

Tahran’dan Trabzon ve İskenderun’a kadar uzanan birer hızlı tren yolu ile otoyolun inşasını finansal açıdan tamamen, İran’ın üstlenmesi şartıyla bu oto yolların ve rayların işletilmesi de Erzurum’da, İran ve Antlaşma Devletleri ortak konsorsiyum şirketi tarafından kurulacak yeni bir şirkete verilebilir. Böylelikle,

Önasya ticareti Avrupa’ya daha kolayca bağlanabilecek ticari hayata daha büyük canlılık gelebilecektir. Ortak ticari risklerin büyüklüğü çatışan çıkarların azalmasına sebep olacaktır. Siyasi risklerin ortadan kaldırılmasına hizmet eden ekonomik ortaklıklara daima imkan tanınmalıdır.

Sonuç

Ortadoğu'da Türkiye'siz her hangi bir barış olamayacağı gibi savaş da olamaz.

Türk hükümeti sadece ateşkesin gerçekleşmesi amacıyla çalışmamalı ateşkesle birlikte kalıcı barışın temini için kamusal faaliyetlerini İsrail ile ortaklaşa hareket ederek Gazze'ye kadar kaydırmalıdır. Türk Devleti için İsrail'in ve Filistin'in güvenliği, en az kendi ülkesinin ve kendi ülke vatandaşlarının, güvenliği kadar önemlidir. Türkiye 1974 yılından bu yana Kıbrıs'tadır ve o tarihtan bu yana barış ve sükun kalıcı olarak sağlanmıştır. Kıbrıs'ta artık kimse can ve mal derdinde değildir fakat henüz Federal Yapı tesis edilemediğinden ötürü halen bölünmüş bir siyasi ayrılık ve Kıbrıs mevcuttur. Aynı olumsuz deneyimin yaşanmaması için küçük ama yeterli bir Türk Barış Gücü'nün İsrail'in talep ve izniyle Gazze'ye gelmesi ve ateşkesin sağlanması, Flistin halkının güvenliğinin Türk ve İsrail ordularınca garanti edilmesiyle birlikte Gazze'nin silahlardan arındırılması sonrasında yukarıda izah etmeye çalıştığım merhalelerin aşama aşama gerçekleştirilmesini müteakip ilk önce Filistin ile İsrail'in ve akabinde Türkiye'nin dahil olacağı ortak siyasi, ticari ve askeri birlik vakit geçirilmeden ilan edilmelidir.
________________
(*) İlk İntifada, 1987’de Cebelye Göçmen Kampı’nda başlayan ve Gazze Şeridi, Batı Bank ve Doğu Kudüs’te hızla yayılan, 1993’e kadar devam eden Filistin ayaklanmasına verilen isimdir. Bu dönemde Filistinlilerin eylemleri sivil iteatsizlikten şiddet eylemlerine kadar değişik çapta farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Genel grevler, İsrail mallarına karşı boykotlar, grafittiler, barikatlar, çocuklar tarafından ağır silahlarla donatılmış İsrail Güvenlik Kuvvetleri’ne karşı taşlı sopalı saldırılar bu dönemin hazfızalardan silinmeyen eylemleri arasında hatırlanmaktadır. Bu dönemde Filistinlilerin kendi aralarındaki kanlı iç hesaplaşmalar da görülmüştür.
 
ÜNTAÇ GÜNER. Design by Pocket